Dermo Kozmetik Ürünleri Tanıtım Ve Sipariş

Basur Hemoroid Tedavi

14/3/2009 ·

Korktuğum,
Utandığım,
Kimseyle paylaşamadığım,
Yıllar boyu sıkıntılarını yaşadığım,

Hatta, bir o kadar da espri konusu yaptığım,

"Gizli Gerçeğim".... B A S U R U M ! . .

   Sıkıntılarına son derece yaygın olarak rastladığımız anüsün(makatın), hayatınızdaki yerini ve önemini hiç düşündünüz mü? Yetişkin bir insan olarak yılda kaç kilo dışkı (kaka !...) yaptığınıza hiç dikkat ettiniz mi?
  Tabii ki, hayır!. Dışkılama ihtiyacımız geldiğinde hiç düşünmeden gider, yapar ve rahatlayarak çıkarız. Ufak tefek olan sorunları da zaten önemsemeyiz, geçiştiririz.

Psikiyatri muayene mantığı gibi olacak ama gelin, çocukluğumuza doğru bir yolculuğa çıkalım.

  Çocukluğumuzdan beri annelerimiz tarafından bize yedirilmeye çalışılan sebze ve meyvaları, kaçımız hiç itirazsız yedik? Abur-cuburlarla, rafine ve/veya fast food tarzı posasız beslenmelerle çocukluk ve gençlik yıllarımızı geçirmedik mi? Beslenmenin anlamı sadece karın doyurma değil miydi? Ki bu süre ortalama 20-25 yılımızı almadı mı?

  Diğer taraftan, hiç dikkat ettiniz mi? Çocukluğumuzdan itibaren annelerimiz tarafından bize verilmeye çalışılan öğretilerin başında temizlik ve hijyen alışkanlıkları gelir ve itina ile uygulanır. Ancak bu sırada WC yani tuvalete gitme, dışkılama alışkanlığımız güme gider ve tuvaletimizi ertelemeyi öğreniriz. Çünkü hijyen daha önemlidir ve “öyle her yerde tuvalete gidilmez, mikrop kaparsın” denir. Çocukluk çağından başlayan bu erteleme alışkanlığımız okul çağlarımızı da içine alır ve derken bir bakmışız ki, hayatımız tuvaletimizi ertelemelerle geçmiş. Çünkü ertelememiz için hep bir neden vardı, işimiz vardı. Ki bu süreyi de ortalama 20-30 yıl olarak düşünebiliriz.

 

  Böylece yıllar geçmiş, önemsemediğimiz, geçiştirdiğimiz, hayatımızda ikinci hatta üçüncü plana ertelediğimiz dışkılama işlevi (Müdür?) bize kendini hatırlatmaya, meyvelerini vermeye başlamıştır. Zamanla da sıkıntı dönemleri sıklaşmaya, hatta daha fazla rahatsız etmeye başlamıştır.. Ki artık tuvalet olayı işimizin içine girmiştir. Hatta önüne bile geçmiştir.

  Tuvalette iken; kanama, ağrı ve meme gibi durumlarla karşılaştığımızda hemen teşhisi koyarız. “Basur olmuşum!.” deriz. Çünkü etrafımızda akıl verenimiz çoktur. Evet, teşhis etmek ve ne olduğunu bilmek önemlidir. Ancak, ne olmadığını bilmek de çok önemli ve gereklidir. Tıp eğitimi almış dahi olsanız, bu aşamada durmalısınız. Çünkü makatta benzer sıkıntı ve şikayetlere neden olan bir çok hastalık vardır. Kaş yapalım derken göz çıkarabiliriz. En kötüsü ise makat veya barsak kanserlerinin de bu hastalıklardan biri olmasıdır.

  Tamam, basurunuz olabilir. Belli zamanlarda kanamaya da neden oluyor olabilir. Yıllar içinde doktora gitmiş ve basur teşhisi almış da olabilirsiniz. Yıllardır, kendinize özgü birtakım tedbirlerle geçiştiriyor da olabilirsiniz. Ancak ilerleyen yıllarda “bak, bende basur vardı; ama kansere çevirdi. Tühh!. Vahh!.” demek yok.


" Basur, kanser değildir ve asla  da kansere neden olmaz..."

  Ancak makatta olan her kanama yine basurunuzun kanadığını da göstermez, garanti edemez. O yüzden aksi ispat edilene kadar makattan taze kan gelmesi durumunda, ilk akla kalın barsak kanseri gelmelidir. İşte size muayene olmanız için bir diğer sebep; gelin, muayene olun ve aksini ispat edelim.

  Hayattaki temel amacımız önce sağlığımızı korumak, sonra ise en konforlu bir şekilde idame ettirebilmektir. Yoksa bir namusunuzun (?), bir ayıbınızın (?), bir çekingenliğinizin (?),bir korkunuzun (?);  sağlıklı ve konforlu yaşayamadıktan sonra ne kadar önemi olabilir?

  Tüm bu sebeplerden dolayı makat rahatsızlıklarında her zaman ve her seferinde, ilk adım muayene olmalıdır. Çünkü, çıkışta (makatta) ne olduğunu bilmek kadar içerde (barsaklarda)  ne olmadığını (kanser?) bilmek de önemlidir. Teşhis ve ayırıcı teşhisi yapılmalıdır. Ama tedavi planlaması için gerekli olan ikinci adımı atmaktan da kaçınılmamalıdır. Yaşam konforunuz ve alabileceğiniz riskler için tedavi yolu aranmalıdır...
 

Unutmayın ki; sorunun bir parçası olduğunuz sürece, her an yeni sorunlara gebesiniz demektir.
 

 Hemoroidal Hastalık(BASUR)
=
Hemoroid yastıkçıkları / memeleri
+
Yıllarca devam eden hatalı beslenme ve dışkılama alışkanlıklarımıza/hor kullanmamıza bağlı olarak oluşan deformasyon ve bu deformasyonun derecesine göre de
dışkılama sırasında oluşan, kanama ve ağrı gibi sıkıntılar topluluğu....

 

  Bu tanımlamayı biraz açarsak;

 

  1. BASUR, ıkınma ile WC de belirginleşir ve sıkıntılara neden olur.  O yüzden de sıkıntılar sadece tuvalette iken ortaya çıkar ve sonrasında (1-2 saat kadar) devam eder. Bu özellik, “yaa benim, sadece tuvalette iken sıkıntılarım oluyor, başka zaman bir sorunum yok ki” diyen hastalarımız için... Başka nerede olacak ki....

  Korunma yollarının ve bitkisel tedavilerin temel mantığı ıkınmanızı azaltmaktır. Böylece sıkıntılarınız gerileyecek veya geçecek ama basurunuz(hastalık) geçmeyecektir.
Piyasada satılan çeşitli basur tedavi ürünlerine dikkatli olarak bakarsanız; dip not olarak "hastalık sıkıntılarının, şikayetlerinin azaltılmasında etkilidir" diye bir ibareleri bulunur.

  2. BASUR, ataklar halinde seyreder, her tuvaletimizde illa aynı sorunlara neden olacak diye bir şartı yoktur, değişir. Çünkü beslenmeniz ve buna bağlı olarak da dışkılama sırasındaki ıkınma dereceniz her zaman aynı olmamaktadır. Bu özellik, ”yaa benim, her zaman sıkıntım olmuyor, arada bir oluyor ve etrafımda basuru olanlarla aynı değil ki” diyen hastalarımız için...

  3. BASUR, her gün kullanmamız gerektiğinden ilerleyici bir hastalıktır. Asla durmaz, geçmez, gerilemez. Ama sıkıntılara neden olmadığı zaman hastalar tarafından hastalıklarının geçtiği sanılır. Hastalığın geçmesi ayrıdır, sıkıntıların geçmesi, azalması farklıdır. Bu özellik, “yaa bende yıllar önce vardı, geçti ama şimdi öncekine göre daha fazla sıkıntı yapmaya başladı” diyen hastalarımız için...

 

  Bilindiği üzere basur için çok çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Hastaların, öncelikle bu yöntemlerin;
       a-) Uygulanma şekli,
       b-) Mantığı,
      c-) Tedavi sonrası ve bu tedavilerin sonuçları(kalıcı ve geçici hasarları) hakkında bilgilendirilmesi yapılmalıdır.

 Yapılmıyorsa da hastalar tarafından bu kesinlikle istenmelidir. Asıl olan bilgi, dolayısıyla da bilinçli hasta olabilmektir.

 

  Çünkü her bir yöntem, hastanın beklentilerine ve yaşam kalitesini kısa/uzun vadede etkilediği bir takım özelliklerine göre avantajlı veya dezavantajlı olabilmektedir.  Hiçbir yöntem, sadece avantajlı veya sadece dezavantajlı değildir. Dolayısıyla, bir terazinin iki kefesi olarak düşünüp hangi özelliklerini kabul edip edemeyeceğinizi, yani beklentilerinizi belirlemelisiniz.  Bu yüzden tedavi planlamasına gidilirken;

  •   Hekimin belirlediği hastalığın derecesi ile birlikte,
  •   Bilgilendirme neticesinde ortaya çıkarılan hastanın beklentileri de göz önünde bulundurulmalıdır.

  Bu çerçevede sağlanacak hasta-doktor diyalogu sonucu en uygun tedavi şekli belirlenmelidir.

  Yoksa siz de tedavi olmuş, ancak memnun olmamış, rahatlayamamış ve hatta "nüks etti, tekrarladı" diyen gelen hastalardan olursunuz.

 

  Bilindiği üzere toplumumuzda yaygın bir sorun olmasına rağmen tedavi olanın dahi kimseye önermediği, kurtulamadığı bu hastalıkta hasta memnuniyetini ve konforunu sağlayabilmek hiç de kolay değildir.

   Basur tedavisinde ortak beklentileri hesaba kattığımızda, (ki bu ortak beklenti uzun vadeli ve etkin bir tedavi olması yönündedir) klasik cerrahi, hala altın standarttır. Bu madalyonun bir yüzü. Peki, gelelim diğer yüzüne yani, sonrasına... Ağrı başta olmak üzere mevcut bir takım dezavantajlı tarafları nedeniyle, yıllardır hastalarımız "yeter artık" diyene kadar  bu tedaviden kaçmakta, olanlar ise kimseye önermemektedir.

   Cerrahi sonrası sıkıntıları azaltmak, hatta  yok edebilmek ve bunu konfor ile birleştirebilmek  amacıyla çıktığımız bu yolda farklı bir cerrahi modifikasyon geliştirdik. Laserinde ötesinde anlamını vurgulayabilmek için  ismini de " LASERÖTESİ" olarak düşündük.

  İşleminizin uzun vadeli olabilmesi cerrahi mantık kesinlikle işin içinde olmalıydı, yaptık. İşlem sonrası ise cerrahi dışı tedavilerin sağladığı konforu vermeliydi, yaptık. Bu nedenle de adına Laserötesi dedik ve tedavi olan hastalarımızın tabiriyle “ bu şekilde olduğu takdirde tekrar ameliyat olurum” sözünü çok rahatlıkla söyleyebilmelerini sağladık.(ki bu söz bilimsel tabanda hasta memnuniyet kriteri olarak sorulan bir sorudur.)

 İSTENİLEN İDEAL TEDAVİ KOMBOBİNASYONU:

  SONUÇ: LASERÖTESİ TEDAVİ

  Artık çözümün bir parçası olmanın zamanı gelmedi mi? "Zamanım yok" demeyin. Ayırın...
Müdürü unutmayın!..
Unutsanız bile; gün gelir, o size kendini çok güzel hatırlatır... İhmale gelmez... 

        Müdür Fıkrası (bilmeyenler için):
  Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın müdür olacağı tartışması başlamış. Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş. Ağız, yemek yemezse vücudun açlıktan öleceğini söylemiş. Eller, dışarıdaki bütün işi yapanın kendisi olduğunu söylemiş. Birden anüs/makat(Döt) ortaya atlamış ve müdürün o olması gerektiğini söylemiş. Bütün organlar ona gülmüş. Buna kızan döt faaliyetlerini durdurmuş. Bir gün, iki gün derken organlar artık dayanamamışlar. Ve döt müdür olmuş.

 

  Kısa bir anekdot; Şair Ümit Yaşar OĞUZCAN "meme" şiirinin dizelerini şöyle sıralamış.

"Kız memesi, ömür yarası
Kadın memesi, elma irisi
Erkek memesi, üzüm kurusu
İster inanın ister inanmayın
Benden söylemesi
Memelerin şahı
BASUR memesi"

 

  Şairi yakından tanıyanlar, uzun yıllar hemoroid hastalığına ilişkin yakınmaları olduğunu, önerilen ameliyatı kabul etmediği için ölünceye kadar ızdırap çektiğini anlatırlar.

  

 Napolyon Bonapart, Waterloo savaşı sırasında geçirdiği son derece ağrılı-hemoroid atağı nedeniyle ordusunun başına geçememiştir.
Savaşın, sırf bu nedenle kaybedildiği tarih kitaplarına kadar girmiş bir diğer gizli gerçektir.

 

    Hasta telefonda abisini arıyor. "Makatımdan kan geliyor, ama doktora gitmekten korkuyorum" diyor.

Sizce burada bir terslik yok mu? Normalde ağzımızdan, kulağımızdan, burnumuzdan kan geldiğinde korkar ve doktora gideriz. Ama kan makattan gelirse doktora gitmekten korkarız...

www.kozmetiksaglik.com
www.basur-venapro.com


 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »